Niye vaz geçeyim ?

Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister, elini uzatınca akrep sokar;
derviş tekrar dener, akrep yine sokar..
Bunu görenler dayanamaz dervişe:
“İyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene daha ne diye yardım edersin.” der.
Dervişin cevabı mânidardır:

Akrebin fıtratında sokmak var, benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek; o fıtratının gereğini yapıyor diye ben niye fıtratımı değiştireyim?

Uzun lafın kısası

Aylardır yazamamaktayım kendi bloguma, yazacak şeylerin azlığından değil de tamamen tembellikten gelen bir durum. Aslında çalışmaktan kalan zamanda çalışırken, nasıl tembellik edilebilir ki? Kendime haksızlık ediyorum sanırsam, başkalarına hak dağıtır ya da haklarını korurken yine kendi hakkımdan verip kendime haksızlık ediyorum. Ricaları emir gibi yerine getirirken, emirleri rica olarak algılama olgunluğunu sürdürmeye çalışırken pek çok insanın ricayı bile küfür olarak sayması tuhafıma gidiyor. Emir verecek yetkimiz olmasa dahi demir gibi bir sabrımız olduğundan her temelde yer buluyoruz. Bizsiz iş yapamayanlar bizi işsiz güçsüz görüyorlar. Bir işi yapamayanlar her işi yapabilirim zannediyor, biz ise üstümüze düşen herşeyi yapmaya çalışırken, bir işteki hatamız kabiliyetsiz oluşumuzla eş değer tutuluyor. Hatasız kul olmaz derken, kendini tanrı zannedenler ve kusursuz olduğuna inanlarlara ibadet etmekte bırakılıyoruz. İnancımız bütün, inandığımız tek bir tanrı olması ; zorluklara sebat etmemizi, mükafatını er geç alacağımızı onunda adeleti sonsuz olan yaratıcıdan olacağından emin olmamızı sağlıyor. Uzun lafın kısası ABBU!..

Bahar gelmiş neyime :)

Umutsuzluk içeren başlığa gülücükle umutla dolu bir kısa yazı müjdesi vermek istedim.

Son 3 aydan beri üzerinde çalıştığım, özellikle Mart ayında eve kapanıp geçen 2 ayı önce dağıtıp sonra baştan inşa ettiğim projenin sonlarına gelmiş bulunmaktayım. Sabah 6:30 Akşam 10:30 (22:30) bilgisayar başı mesaimin sonlarına yaklaşırken, dökümanları al müşterilere git, projeyi pazarla günleri için de içimde büyük bir heyecan var. Birazda endişe.

Ben sürekli kendimi iyi bir mühendis olarak yetiştirdim, ama şimdi içinde daha önce olmadığım bir döneme giriyorum. PAZARLAMA.
Ürünü yetiştirdim şimdi pazara çıkartıp teşhir edip satacağım. Malım iyi, çürükleri alta saklamaktansa pazara çıkarmayan esnaf edasıyla Nisan ayında pazarda olacağım. Yetiştiriciden aracı olmadan nihai tüketiciye 🙂

Ancak dediğim gibi endişe var, en büyük sermayem olan  gençliğim,dürüstlüğüm ve çalışkanlığımın karşısına  bilen, çok bilen ve daha çok bilen insanlar çıkacak. Ben öğrenmeye çalışırken onlar herşeyi bildiği için işimi zorlaştıracaklar. Çünkü onlar biliyorlar.

Yüce Allah’ım umarım beni herşeyi değil, kendini bilenlerle karşılaştırması için duacıyım.

Saygılar

We will see

A farmer had only one horse. One day, his horse ran away.

All the neighbors came by saying, “I’m so sorry. This is such bad news. You must be so upset.” The man just said, “We’ll see.”

A few days later, his horse came back with twenty wild horses. The man and his son corraled all 21 horses.

All the neighbors came by saying, “Congratulations! This is such good news. You must be so happy!” The man just said, “We’ll see.”

One of the wild horses kicked the man’s only son, breaking both his legs.

All the neighbors came by saying, “I’m so sorry. This is such bad news. You must be so upset.” The man just said, “We’ll see.”

The country went to war, and every able-bodied young man was drafted to fight. The war was terrible and killed every young man, but the farmer’s son was spared, since his broken legs prevented him from being drafted.

All the neighbors came by saying, “Congratulations! This is such good news. You must be so happy!” The man just said, “We’ll see.”

 

Source: http://sivers.org/horses